13 Ağustos 2010 Cuma

Türkiyede transfer gerçeği

Yeni sezonun başlamasına 2 gün kala bir başlangıç yazısı yazmak için transfer gündemine biraz göz atmak gerekir diye düşündüm.Aslında yapılan transferlerin analizini yapmak için geçtim bilgisayarın başına ama mevcut ortamda bu çok doğru gelmedi nedense.İster istemez Türkiye'de transfer gerçeği ve eleştirisine dönüştü aklımdan geçenler.

Mevzu benim canım ülkem olunca önce konunun kapsamını tanımlayıp sonra yapılanları yorumlamak her zaman daha doğru oluyor nedense.Transferden benim anladığım her futbol klübünün geçmiş seneyi analiz edip,yeni sezonda aksayan yerlerini onarmaya çalışmasıdır.Eğer geçen senenin felsefesinden külliyen rahatsızsanız zaten takımın teknik yönetimini de değiştirip yeni bir iskelet oluşturmaya çalışıyorsunuz.Kendinizi bu kadar büyük bir değişime mecbur hissetmiyorsanız da elinizdeki kadronun eksiklerini gidermeye ve alternatifsiz yerlerini beslemeye çalışıyorsunuz.En azından kağıt üzerinde olması gereken bu.Peki bakalım bizde neler yapılmış.

Geçen senenin başında çarpıcı transferlerinin ötesinde futbol anlayışında bir devrim hedeflediğini açıkça beyan eden Galatasaray yönetimi futbol takımının başına iki Hollanda efsanesini,teknik direktör Frank Rijkaard ve yardımcısı Johan Neskeens'i getirdi.La Liga kökenli bir kalecinin önünde milli takım sayılabilecek bir defans 4lüsü,önlerinde 2 önlibero ve tek forvetin arkasında dizilen 3 hücumcu daha.Sayıları nasıl dizerseniz dizin Galatasaray defans yapmak ile alakası olmayan 4 hücumcu ile oynayacağını yeni felsefesinin bu olduğunu açıkça belli etti geçen sezon boyunca.Kişilere indirgemeden bakarsak bu sistemin çalışabilirliğini belirleyen 2 ihtimal olduğu daha takım sahaya çıkmadan belliydi.Ya arkada kalan 7 adam (kaleci dahil) nasıl bir sistem ile oynadıklarını kavrayıp beraber hücum-beraber defans anlayışını benimseyecekti.Ya da 2 bölüm arasında derin farklar oluşacak tüm yük o 2 önliberoya binecek ve 90dk içinde her an 2 farklı takımı izlemek gerekecekti.Çok geçmeden elindeki alternatifleri de yitirince sistemin dişlileriyle de fazlaca oynandı ve devre arası transferlerinin de negatif etkisiyle sistem durdu.Sezon bittiğinde bir çok Galatasaraylı şunu düşünüyordu:"Sistemden memnunuz ancak bazı oyuncuların bu sistemle oynayamayacağı çok açık."

Bu sistemde beklerin önlerinde oynayan hücumcuları ofansta desteklemeleri gerekiyordu.Ne Uğur ve Sabri'den ne de Caner ve Balta'dan bu beklentiyi alamadığımız bir gerçek.Ancak bundan daha da önemlisi çift önliberonun en azından bir tanesinin çift yönlü oyuncu olması gerekliliğiydi.İşte burada denediğimiz oyuncular tam bir hayalkırıklığı oldu.Ayhan,Topal,Barış ve Mustafa Sarp.Bırakın 2 yönlü oynamayı kendilerine bıraktığımızda seçecekleri bir yönü bile tam anlamıyla oynayamadılar.Sırf bu yüzden Elano bu bölgeye çelildi ve ondan da tam bir verim alınamadı.Sezon bitti ve herkes gelecek ortasaha oyuncularını beklemeye başladı.Lorik Cana'nın gelişi ve hakkında okuduklarımız savaşçı bir ortasahanın kurulacağına dair ümitlerimizi arttırdı.Sonrası koca bir sessizlik.

Galatasaray'ın hala ortasahasına 2 kaliteli transfere ihtiyacı var ancak ortada kimse yok.Baros-Battal ile sezonun bitmeyeceği çok açıkken ortada bir forvet yok.Disiplinsiz Keita ile müzmin sakat damgasını şimdiden yemiş olan Pino arasında terazi ne tarafa doğru eğilecek belli değil.Çağlar hamlesi Baltayı stopere çekme konusunda biraz Rijkaard'ın elini kuvvetlendirdi denebilir.Ama o bahsedilen Total Futbol'u oynamak için geçen seneden daha riskli bir kadro var şu an elimizde.Demek ki kimse dersini çalışmamış.Çalışan biri varsa da o da yönetim çekişmelerinde kaybolup gitmiş.

Evet Türk futbolunda transfer eleştirisini sadece Galatasaray üzerine yıkmak çok doğru olmayabilir.İnsan gönül verdiği renkleri daha rahat eleştiriyor diyelim ve boğazın karşı yakasına geçelim.Eğer Lugano'dan olumlu haber gelmezse PAOK maçında oynayacak stoper ikilisi kim belli değil.Aykut hoca hamlesini futbol felsefesi açısından çok yerinde buluyorum ama transferlerin ihtiyaca göre şekillenmemesi söz konusu biraz sanırım.Güiza gönderilmedi,yerine forvet hala alınamadı.Evet gündem maddeleri kısaca bunlar ve hepsi Galatasaray'da olduğu gibi aynı yerde kilitleniyor.İhtiyaca yönelik transferler ya yapılamadı ya da kamp dönemine yetiştirilemedi.

İşler Beşiktaş için biraz daha farklı.Onlar bu sezonun transfer şovunu yapan takım oldular.Quaresma transferinin getirdiği ses henüz azalmadan Guti'nin de gelmesi ortalığı birbirine kattı.Schuster isminin böyle bir getirisi olması doğal kabul edilebilir.Gerçekten çok değerli 3 global futbol figürü bu isimler.Lakin eldeki yabancı kontenjanının şişmesi ve takımın parçaları arasındaki kalite farkı düşündürücü.Transfer sezonu açıldığında aldıkları Hilpert'i şimdi göndermeyi gündeme getirmeleri de hesap-kitap noksanlığının en büyük belirtisi sanırım.Yine de yıllarca ucuzluklarıyla makara yaptığımız Beşiktaş'ın mevcut kalitesinin GS-FB suskunluğunda prim yaptığı kesin.

Çok fazla yorum yapamadığımız geçen sezonun şampiyonu Bursaspor'un daha nokta atışı yaptığını söylemek mümkün.Hemen hemen hiç kan kaybetmeden başaltı isimlerle desteklenen bir kadro CL de olmasa da TSL de yukarıyı yine zorlar gibi.

Diğer takımlar için desteksiz yorum yapmak yerine yayıncı kuruluşun vadettiği her maçı izleyebilme güzelliğinden sonra birşeyler yazmak daha doğru olur.Lakin değişmeyen gerçek şu ; transfer denen olgu asla bitmemesi gereken sezon içinde iyi takip etmenin ekmeğinin sezon sonu yenildiği ve kesinlikle profesyonel bir scout kadrosuyla izlenilmesi gereken bir  ekip işi.Sırf transfer yapmak için saçma rakamları sokağa atmak ya da gereken mevkiler dururken başka mevkilere adam almak,taraftar baskısını azaltmak için isim getirip havaalanına bindirilmiş kıtaları yığmak tam bizim kalememimiz olan hareketler.Ve pek de vazgeçecek gibi durmuyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder