18 Ağustos 2010 Çarşamba

İlk haftaya genel bakış

Özlemle beklediğimiz 2010-2011 sezonu bu hafta başladı.Üstelik Premier  League ile aynı hafta.Durum böyle olunca koskoca bir haftasonunu sadece tvde futbol izleyerek geçirdim diyebilirim.Ligtv ve Spormax'in yayınlarıyla ilgili fikirlerimden ligimizin ilk hafta maçlarına,Galatasaray eleştirilerimden tüm takımların yeni transferlerine varan geniş bir yelpazede işte size ekran başında futbol dolu geçen bir haftasonumun özeti..

Öncelikle tüm beklentim sezon öncesi yapılan tüm yanlışlara ve gerçekleşmeyen transferlere rağmen Galatasaray'ın iyi bir başlangıç yapmasıydı.Oyuna da çok kötü başlamadığımızı söyleyebilirim.Arda'nın Mustafa Sarp'a attırdığı gol ile erken öne geçme şansını da elde ettik.Ancak takımın çok ciddi eksikleri olduğu çok geçmeden ortaya çıktı.Orta sahanın 3 oyuncusu formsuz Cana ve geçen seneden bu oyun şeklindeki yetersizliklerini ispat etmiş Ayhan ve Mustafa Sarp olduğu zaman rakibinizi üzerinize gelmesi konusunda teşvik etmiş oluyorsunuz.Buna çok kötü oynayan 2 bekinizi de ilave ettiğinizde takım savunmasını sadece 2 stoperinize havale etmiş oluyorsunuz.Servet'in Rijkaard hakkında yorum yapmaktan top kesecek hali kalmamış.Lucas ise şimdilik idare ediyor.Bu durumda Sivas'ın baskısının giderek artması,topu ileride tutamamamız ve oyunun neredeyse tamamen bizim alanımıza yığılması felaketin gelişinin işaretleriydi adeta.Sivas'a haksızlık etmeden şunu da belirtmek lazım.Topu Mehmet Yıldız'a  şişirip rakip sahada tuttukça arkadan yeterli desteği de alarak Ceyhun gibi bir veteranla maç öncesi tahmin ettiklerinden çok daha iyi işler yaptılar.Üstelik beklerini de bizden çok daha fazla oyuna sokarak.Galatasaray'ın bu maçı kaybetmemesi bile oynanan oyuna bakınca Sivas'ın emeğine haksızlık olurdu.Acil ortasaha transferi kısmen takımı toplar gibi gözükse de esas sorun fizik kapasitenin düşük olması ve isteksizlik gibi gözüküyor.

Beşiktaş'ın Buca maçının da büyük kısmını izledim aynı gün.Bize nazaran çok daha hazır gözükmelerine rağmen transfer yazısında kısaca değindiğimiz oyuncular arasındaki kalite farkı sorun olacak gibi duruyor.Guti'nin gol pasındaki güzelliği belirtmeden geçemeyeceğim tabiki.Topun yerde sektikten sonra Bobo'nun önünden açılmaması İspanyol ortasahanın kalitesini ortaya koymaya yetti.Quaresma'da bu tarz takımlar karşısında defansa düğüm atacağını belli etti.Necip Guti'den yararlanırsa Beşiktaş ortasahasında bir yabancı hakkından seneler boyu feragat edebilir.Gelgelelim bu takımın sağ beki Erhan yedek forveti Nobre olunca Guti-Quaresma'nın yarın öbür gün bu kalite farkına isyan etmeyeceğinin garantisini şimdiden veremiyorsunuz.

Pazar günümüze Liverpool'un Arsenal karşısında alacağı bir galibiyetle az da olsa neşe getirmeye çalışmamı da Reina'nın mükemmel hareketi engel oldu.İlk yarı Joe Cole'un atılmasından sonra devre arası "Arsenal şimdi Barça gibi pas yapıp bayıltarak ikinci yarı maçı zehir edecek" öngörümü Ngog tavana astığı golle tekrar umuda dönüştürmüştü.Aslında 10 kişi biraz da şansla iyi dayandık da diyebilirim.Lakin Reina güne damgasını vuran own goal ile Arsenal'e o ucuz beraberliği getirdi.Jovanovic'i çok beğendiğimi belirterek şimdiden bir Jovanovic yazısı motivasyonu yaratayım diyorum.Liverpool umarım bu sene daha çok yukarılara tutunup yarışın içinde kalır.

Trabzon'un Ankaragücü mücadelesinden çıkarttıklarıma gelirsek...Ankaragücü'nün geçen sene Gökçeklere ait olan transfer arsızlığını bir nebze de olsa törpülemiş olduğunu ve daha dirençli derli toplu bir futbol oynayan bir kadro kurduğunu söyleyebiliriz.Ancak karşılarında bana göre Türkiyenin şu an en formda ortasahasına karşı çok fazla direnemediler.Teofilo Gutierrez'in Süper Kupa maçındaki gol becerisine bu maçta da gol şansı eklendi ve Trabzon net kazandı.

Fenerbahçe maçı için tahminim biraz daha dirençli bir Antalya ve zorlansa da kazanan bir Fenerbahçe izlemekti.Ancak Semih'in Jaja görmüş Teofilo performansıyla Niang'ı selamlaması bu kanaldan hızlıca Karabük-Manisa maçına geçişimi sağladı.Zira maç kopmuş Antalya havlu atmış,Fener de idare vaziyetine geçmişti.İzledim yarım saatte Fenerbahçe'nin her hattıyla iyi oynadığını söyleyebilirim sadece ancak bu Antalya'nın çok kötü bir futbol oynamasından mı kaynaklandı PAOK ve Trabzon maçlarını bunu gösterecek açıkçası...

Karabük maçı açıkçası bu yelpazede en az tercih edilecek maç gibi duruyordu.Ancak yıllardır CM ve FM oynarken baş altı takımlarda transfer ettiğim yada izlediğim Florin Cernat'ı sahada görene kadar.Her nekadar sezona hazırlanmak için transferlerin listesine bir göz gezdirsem de bu ismi sanırım esgeçmişim.Karabük 10 numarası gerçekten ortahalli takımların ideal oyun kurucusu,yaratıcı ortasahası durumunda.Kariyerinde Dinamo Bükreş,Dinamo Kiev ve Hajduk Split gibi takımlar var.30 yaşında Karabük'e getirmek fena iş değil açıkçası.Asist krallığında adı geçerse şaşırmayalım.Meraklısına Cernat ve kaleci Tomic'in menajerinin eski Fenerbahçeli Rapaic olduğunu da ekleyelim.Geçen sezon Bank Asya'dan Süper Lig'e gelirken adını duyuran Emenike değişik bir oyuncu ve Cernat ile beraber enteresan maçlara imza atabilirler.

Gelelim bu haftasonunu futbol dolu geçirmeme vesile olan Digiturk'e.Geçen sene sonunda vaadettikleri gibi tüm maçları canlı olarak vermeleri bence futbolseverler ve tabiki bahisseverler için süper bir haber.Onun dışında şampiyonluk tatmış 5 takım haricindeki maçlar da yayın haliyle daha kalitesiz.HD görüntünün 24 saat verilmesi,Markus Merk ve Mustafa Denizli ile Maraton ve diğer programlar futbol zevkini byağı arttırmış.Spormax'te ciddi senkron sorunları var ancak yine meraklısına Premier League TV den orijinal dilinde maçları izlemek mümkün.

Geçen sezonun şampiyonu Bursaspor hakkında hiçbirşey yazmadan ilk hafta panoramasını bitirmem yanlış algılanmasın.Bursa için ayrı bir yazı yazmayı daha uygun buldum.

Futbol dolu günler artık bizi bekliyor.Haftaiçi Avrupa kupası maçları ile yumuşak bir geçiş yapacağız 2. haftaya.

13 Ağustos 2010 Cuma

Türkiyede transfer gerçeği

Yeni sezonun başlamasına 2 gün kala bir başlangıç yazısı yazmak için transfer gündemine biraz göz atmak gerekir diye düşündüm.Aslında yapılan transferlerin analizini yapmak için geçtim bilgisayarın başına ama mevcut ortamda bu çok doğru gelmedi nedense.İster istemez Türkiye'de transfer gerçeği ve eleştirisine dönüştü aklımdan geçenler.

Mevzu benim canım ülkem olunca önce konunun kapsamını tanımlayıp sonra yapılanları yorumlamak her zaman daha doğru oluyor nedense.Transferden benim anladığım her futbol klübünün geçmiş seneyi analiz edip,yeni sezonda aksayan yerlerini onarmaya çalışmasıdır.Eğer geçen senenin felsefesinden külliyen rahatsızsanız zaten takımın teknik yönetimini de değiştirip yeni bir iskelet oluşturmaya çalışıyorsunuz.Kendinizi bu kadar büyük bir değişime mecbur hissetmiyorsanız da elinizdeki kadronun eksiklerini gidermeye ve alternatifsiz yerlerini beslemeye çalışıyorsunuz.En azından kağıt üzerinde olması gereken bu.Peki bakalım bizde neler yapılmış.

Geçen senenin başında çarpıcı transferlerinin ötesinde futbol anlayışında bir devrim hedeflediğini açıkça beyan eden Galatasaray yönetimi futbol takımının başına iki Hollanda efsanesini,teknik direktör Frank Rijkaard ve yardımcısı Johan Neskeens'i getirdi.La Liga kökenli bir kalecinin önünde milli takım sayılabilecek bir defans 4lüsü,önlerinde 2 önlibero ve tek forvetin arkasında dizilen 3 hücumcu daha.Sayıları nasıl dizerseniz dizin Galatasaray defans yapmak ile alakası olmayan 4 hücumcu ile oynayacağını yeni felsefesinin bu olduğunu açıkça belli etti geçen sezon boyunca.Kişilere indirgemeden bakarsak bu sistemin çalışabilirliğini belirleyen 2 ihtimal olduğu daha takım sahaya çıkmadan belliydi.Ya arkada kalan 7 adam (kaleci dahil) nasıl bir sistem ile oynadıklarını kavrayıp beraber hücum-beraber defans anlayışını benimseyecekti.Ya da 2 bölüm arasında derin farklar oluşacak tüm yük o 2 önliberoya binecek ve 90dk içinde her an 2 farklı takımı izlemek gerekecekti.Çok geçmeden elindeki alternatifleri de yitirince sistemin dişlileriyle de fazlaca oynandı ve devre arası transferlerinin de negatif etkisiyle sistem durdu.Sezon bittiğinde bir çok Galatasaraylı şunu düşünüyordu:"Sistemden memnunuz ancak bazı oyuncuların bu sistemle oynayamayacağı çok açık."

Bu sistemde beklerin önlerinde oynayan hücumcuları ofansta desteklemeleri gerekiyordu.Ne Uğur ve Sabri'den ne de Caner ve Balta'dan bu beklentiyi alamadığımız bir gerçek.Ancak bundan daha da önemlisi çift önliberonun en azından bir tanesinin çift yönlü oyuncu olması gerekliliğiydi.İşte burada denediğimiz oyuncular tam bir hayalkırıklığı oldu.Ayhan,Topal,Barış ve Mustafa Sarp.Bırakın 2 yönlü oynamayı kendilerine bıraktığımızda seçecekleri bir yönü bile tam anlamıyla oynayamadılar.Sırf bu yüzden Elano bu bölgeye çelildi ve ondan da tam bir verim alınamadı.Sezon bitti ve herkes gelecek ortasaha oyuncularını beklemeye başladı.Lorik Cana'nın gelişi ve hakkında okuduklarımız savaşçı bir ortasahanın kurulacağına dair ümitlerimizi arttırdı.Sonrası koca bir sessizlik.

Galatasaray'ın hala ortasahasına 2 kaliteli transfere ihtiyacı var ancak ortada kimse yok.Baros-Battal ile sezonun bitmeyeceği çok açıkken ortada bir forvet yok.Disiplinsiz Keita ile müzmin sakat damgasını şimdiden yemiş olan Pino arasında terazi ne tarafa doğru eğilecek belli değil.Çağlar hamlesi Baltayı stopere çekme konusunda biraz Rijkaard'ın elini kuvvetlendirdi denebilir.Ama o bahsedilen Total Futbol'u oynamak için geçen seneden daha riskli bir kadro var şu an elimizde.Demek ki kimse dersini çalışmamış.Çalışan biri varsa da o da yönetim çekişmelerinde kaybolup gitmiş.

Evet Türk futbolunda transfer eleştirisini sadece Galatasaray üzerine yıkmak çok doğru olmayabilir.İnsan gönül verdiği renkleri daha rahat eleştiriyor diyelim ve boğazın karşı yakasına geçelim.Eğer Lugano'dan olumlu haber gelmezse PAOK maçında oynayacak stoper ikilisi kim belli değil.Aykut hoca hamlesini futbol felsefesi açısından çok yerinde buluyorum ama transferlerin ihtiyaca göre şekillenmemesi söz konusu biraz sanırım.Güiza gönderilmedi,yerine forvet hala alınamadı.Evet gündem maddeleri kısaca bunlar ve hepsi Galatasaray'da olduğu gibi aynı yerde kilitleniyor.İhtiyaca yönelik transferler ya yapılamadı ya da kamp dönemine yetiştirilemedi.

İşler Beşiktaş için biraz daha farklı.Onlar bu sezonun transfer şovunu yapan takım oldular.Quaresma transferinin getirdiği ses henüz azalmadan Guti'nin de gelmesi ortalığı birbirine kattı.Schuster isminin böyle bir getirisi olması doğal kabul edilebilir.Gerçekten çok değerli 3 global futbol figürü bu isimler.Lakin eldeki yabancı kontenjanının şişmesi ve takımın parçaları arasındaki kalite farkı düşündürücü.Transfer sezonu açıldığında aldıkları Hilpert'i şimdi göndermeyi gündeme getirmeleri de hesap-kitap noksanlığının en büyük belirtisi sanırım.Yine de yıllarca ucuzluklarıyla makara yaptığımız Beşiktaş'ın mevcut kalitesinin GS-FB suskunluğunda prim yaptığı kesin.

Çok fazla yorum yapamadığımız geçen sezonun şampiyonu Bursaspor'un daha nokta atışı yaptığını söylemek mümkün.Hemen hemen hiç kan kaybetmeden başaltı isimlerle desteklenen bir kadro CL de olmasa da TSL de yukarıyı yine zorlar gibi.

Diğer takımlar için desteksiz yorum yapmak yerine yayıncı kuruluşun vadettiği her maçı izleyebilme güzelliğinden sonra birşeyler yazmak daha doğru olur.Lakin değişmeyen gerçek şu ; transfer denen olgu asla bitmemesi gereken sezon içinde iyi takip etmenin ekmeğinin sezon sonu yenildiği ve kesinlikle profesyonel bir scout kadrosuyla izlenilmesi gereken bir  ekip işi.Sırf transfer yapmak için saçma rakamları sokağa atmak ya da gereken mevkiler dururken başka mevkilere adam almak,taraftar baskısını azaltmak için isim getirip havaalanına bindirilmiş kıtaları yığmak tam bizim kalememimiz olan hareketler.Ve pek de vazgeçecek gibi durmuyoruz.